Eklenti 2211

Seviyorum SeniGünler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine ,
ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim.
Sen yoktun…Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında.
Her köşeyi , her parkı , her ağacı ezberledim.
Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında senin adını aradım.
Sen yoktun…Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı.
Her bir hücremin acısını ta yüreğimde hissederken,
beni enkazın altından çekip alacak elini aradım.
Sen yoktun…Özlem şarkılarını ezberledim.
Kimini bağıra bağıra , kimini fısıltıyla söyledim.
Karanlığa haykırdım hasretimi.
Sesimi duyacaksın diye bekledim.
Sen yoktun…Senden gelecek bir tek haberi bekledim.
Saatler geldi , geçmedi.
Çalan her telefonu yüreğimin deli bir çağlayana dönen atışlarıyla açtım.
Senden başka duyduğum her seste hep aynı hayal kırıklığını yaşadım.
Onlar beni duymak istiyordu , bense seni.
Sen yoktun…Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi karanlığın kucağına uzattım her gece.
Bir an önce sabah olsun diye uykunun beni çekip almasını bekledim , olmadı.
Kaç kere sabahı ettim gözlerimi kapamadan.
Kaç gece merdivendeki ayak seslerini dinledim gelen sensindir diye.
Sen yoktun…Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine.
Bulutlar yalnızlığın işaretiydi benim için.
Islatan yağmur olmadı , ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim.
Hayat merhaba dedi bahara çiçek çiçek.
Uzun kıştan sonra gelmez dediğim göçmen kuşların dönüşünü gördüm.
Sen yoktun…Her istasyon , her otogar adresim oldu.
Bir trenden inersin sandım.
Otobüslerdeki her yolcuya sensin diye baktım.
Yada yolculuklara vurdum kendimi , kimsenin uğramadığı köylere ,
adı duyulmamış kasabalara gittim.
Senden bir iz aradım.
Sen yoktun…Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım.
Kıyılarda tükettim bekleyişlerimi.
Hep sensiz gemiler geçti limanlardan.
Ben gemicilerin hasret türkülerine eşlik ettim.
Sen yoktun…Gözümden bir tek damla yaş akmadı.
Onlar sana aitti , sana kalmalıydı.
Kimselere söyleyemedim acılarımı.
Bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım.
Nice fırtınalar koptu yüreğimde , dalgalar dövdü hayallerimi.
Sığınacak bir liman , yaslanacak bir omuz aradım.
İçimi dökecek bir insan aradım.
Sen yoktun…Her gece ay paramparça oldu.
Her gece yıldızlar birer birer düştü sokaklara.
Yıldızları saçına takıp gelmeni bekledim.
Ayı avucunda bana getirmeni bekledim ve bir güneş gibi doğup aydınlatmanı bekledim bu kapkara dünyamı.
Ama… Sen yoktun…





Aşkı Tanırım Ben


Aşkı tanırım ben kahverengi gözlerinden
Bazen yaprak yaprak alev
Devşirilmeyi bekleyen gül gibidir
Bazan da ateşi sönmez kül gibidir
Aşkı tanırım ben mavi gözlerinden
Gökler derinliğince engin
Umudu ummanda parlayan ay gibidir
Gönlüm bu ummana açılan koy gibidir
Aşkı tanırım ben güvercin aklığında
Her kanat çırpışı, bir kalp atışım
Pervazımda öten bülbül gibidir
O içim de açan bir gül gibidir
Aşkı tanırım ben mercan yeşilliğinden
Aranmaz belki kalbe misafir gelir kendiliğinden
Mevlana’nın ‘kul oldum’ deyişindeki iksir gibidir
Refik-i ala’nın ‘habibim’ deyişindeki sır gibidir
Aşkı tadan kalbi tanırım temizliğinden
Yakmıştır içindeki tüm sevgilileri
İbrahim’in putlara haykırışı gibidir
Yusuf’una Yakup’un ağlayışı gibidir
Ey beni benden alan umut gözlü sevgilim
Sözlerinden, gözlerinden cennet taşıyor
Hasretin içimde yanan bir kor gibidir
İnayet etmezsen cennetine varmak zor gibidir


Osman Yüksel



Kalmadı


Cam yerine penler takılalı
Duyamaz olduk ramazan davullarını
Adım atınca yanan ışıklar yüzünden
Yavruları yakamaz oldu apartman ışıklarını
Telefonlar cebe girdi gireli
Bayramlar da göndermez olduk kartpostalları
Kandiller de hediyeleşmek varken
Yollar olduk, kopyalanmış mesajları
Bilgisayar gireli neredeyse her eve
Unuttuk kalem tutmayı
Hatırlayanımız var mı acaba
En son ne zaman kime mektup yazdığını
Kombi petekleri sardığından beri
Evlerin dört bir yanını
Çöplere atılır oldu
Kışları soba üstüne konulan, portakal kabukları
Hazırı satılmaya başladığından beri marketler de
Analar bükmez oldu artık mantıyı
Süperi hiperi çıktığından beri marketlerin
Küstürdük mahallemizdeki bakkal amcayı
Hani bide geçmesek önünden dolu poşetlerle
Bu kadar üzülmezdi yılların yaşlı delikanlısı
Tebessümle yaklaşırdık mahallenin delisine önceleri
Şimdilerde küfreder olduk görünce
Çocukların bile kalmadi hiç utanması
Sigarayla yakalanınca kızarırdı suratlar
Şimdilerde gençlik yüze üflüyor dumanı
Artık içki sarılmıyor, gizliden gazete kâğıdına
Alenen içilir oldu, zıkkım olası
Önceleri okul önlerinde
Kâgit helva, elma şekeri, simit satılırdı
Artık bulamazsa kızar oldu gençlik esrarı
Parklarda
Göremez olduk neşe ile oynayan çocukları
Onların yerini okuldan kaçan liseliler aldı
Yagmur yağdığında yürüyemiyoruz kaldırımlar da
Islatıyor hızlı şoförlerin sıçrattıkları
Yanında ıslatanın kahkahası da cabası
Rica özür ve teşekkür, dile adeta zulüm oldu
Onlar yerini küfre ve hakarete bıraktı
Kravat la gidilirmiş önceden maçlara
Şimdi yerini döner bıçakları aldı
Top denilen yuvarlak meşinde
Kaybettik ruhlarımızı
Top sağa sola savurdu hepimizi ama yetmedi
Sonra gerçekten saşa sola ayırdılar insanları
Ve;
Sanmayın ki canlar hiç yanmadı
Öyle geçtik ki kendimizden gol sonraları
Silahla indirdik balkondaki yavruları
Bir türlü atamadık içimizden gizli magandalığı
Hoşgörü içimizden göçeli beri
Daha çok yumruk atar olduk
Ne yüregimiz nede ellerimiz hiç acımadı
Ha unutmadan
Umarsızlığın dikkatsizliğin ve saygısızlığın adı bulundu
Trafik canavarı
Sanat, yetenek, , yarışa döndügünden beri
Daha az dinler olduk Barış ağabeyi ve Sezeni
Alkol komasından öldü de bir yarışmacı
Bu memleket de tabutu bayrağa sarıldı
Sonra inanması zor ama bir ara
Şehit diye anıldi
Velhasıl demem o ki
Mahrem memleketten ayrıldı ayrılalı
Namahrem sardi dört bir yanı.
Söylenecek birçok sey var belki ama
Kalemim de kan
Bende yazacak yüz kalmadı…



Atalay DEMİRCİ